Sayfalar

1 Ekim 2013 Salı

Herkes Alsın Nasibini Bu Yazıdan !!!

Ellerimi iki yana bırakarak bisiklet sürmeyi özledim.
Hatırası kalan oyuncaklarımı bir kenara attım. Ve kırılan oyuncaklarımı özledim.
Hayatla yaptığım yarışların, bir zamanlar oyunlarımda sadece ''arkadaşlarımı geçmek'' üzerine kurulu olmasını özledim bir de.
bir şekilde biter, bitiyor da.. Ama o şekil ne şekil, nasıl? Nasıl bitecek ömür? Nasıl bitecek insan? Nasıl bitecek şu an? nasıl bitecek yarın..?
Bir gidişten hata payımız kaç?
Bir aşktan kurtulma payımız kaç?
Bir bitişten, sağ salim çıkma payımız kaç?
Yediğimiz kazıklardan ders alma payımız kaç?
Ya da yaşamda; bizim payımız kaç?
Ne zamana kadar daha sürer bu oyun?
Ne zamana kadar sobeleriz başarıyı?
Ne zamana kadar şeytan alıp götürür, vicdanımızı?
Bazen hiçbir duygu, bana bazen duygusunu yaratmasın istiyorum. Çünkü ben, diplerin, bir insan ruhunu nasıl kalkındırdığını çok iyi biliyorum.
çünkü biliyorum.. Kuyunun dibi görülmeden, o su kana kana içilmez. Biliyorum.
Mutluluk, mutluluğun ne olduğunu anlamakla değil de, mutsuzluğun ne olduğunu anlamakla anlaşılır. Biliyorum.
En azından zor olan, insanı güçlendirmese bile; kanıksatır ve alıştırır ve yatıştırır. Biliyorum.
Hayatın tadını çıkarmak lazım. çünkü zevkini çıkarınca boku çıkıyor.
Tadını çıkarmak en iyisi.

Dinle
Yazmak lazım!
Yaşamak lazım!
Sonra yine yazmak lazım!
Yaşamak için yazmak, yazmak için yaşamak... Ne güzel bir aylaklık olurdu bu!
biz.. Şanlı Türkler... Bizim en büyük şansımız, şanlı tarihimiz...
Ve bizim en büyük talihsizliğimiz... Şanlı tarihimiz.
Telaşlarımız, aşklarımız, beklentilerimiz, başarılarımız, umutlarımız, hayallerimiz, acılarımız; güneşlerimiz ve gecemiz.
Ağzına tüküreyim; insana dair ne çok baş belası duygumuz var.
Zor.
Ama yine de insan, yalın ayak çimenlere basıp alnına güneşi yiyorsa ve bir de maviyi fark edebiliyorsa ve sokak köpeklerinin aheste yürüyüşüne gözleri takılıyorsa; en azından hala aramaya inanıyor demektir.
büyük şeyleri..

Bu sefer sigarayı değil, kafamın içindeki sesleri azalttım.
Çünkü sigaraya yeniden başladım.
net olmaktan nefret ediyorum. Hayata karşı net olan her insan diğer bir insandan üstündür. Yani başarı açısından. Yani net olan her insan, net olmayan insanlara göre, az biraz orospu çocuğudur.
''az'' olanı arıyorum, ''çok'' olanı paylaşıyorum. Sebep bulamadığım şeyler için de; yaşıyorum.
Şimdilik elimden daha fazlası gelmiyor.
Karşımda Çin işkencesine maruz kalmış gibi hep aynı devir daim acısını çeken iki çubuk var. Gündüz adına telaş, gece yarılarında adına uykusuzluk; halk arasında da adına saat diyorlar. Zaman diyorlar, içinden kurtulunmak istenen her olguya ve her olayın ıstırabının son buluşuna. Zaman...
Palyaçolar cirit atıyor kalbimin acıyan ve unutmaya yüz tutmuş kenar kısımlarında.
Eğlendirdim palyaçoları. Güldürdüm palyaçoları. Ağlattım palyaçoları. Kovdum palyaçoları.
Ama çok şükür ki, bu nakil işlemlerinin hiçbirinde kendimde değildim. O yüzden hiçbir günaha girmedim.
Hiçbir çiçek türünü, bitkiler kadar sevmedim şimdiye kadar. Sarı lale hariç. en güzel mitolojiye sahip olan çiçektir. Yanmış çiçek. Alev almış çiçek. Daha sonra donup, çiçek olmuş çiçek. Kor olmuş çiçek. Koyuluğunu ateşinden almış çiçek.
Yeniden...

Her bedenin kendine has bir kokusu, her düşün kendine has bir özgürlüğü ve her masumiyetin bir kaybediliş hikâyesi vardır.
ben.. İsmim Hatice... Adıma anlamını katan... Hiçbir sokak arası bırakmadım ıslanmadık.
Hiçbir hikâye bırakmadım, tamamlanmış. Hepsi parçaları yerine ya oturtulmamış, ya da eksik bırakılmış.
Bakışların tınısı olduğuna inanmışımdır hep. Kimi şiir gibi bakar. Kimi meraklı bakar. Kimi fesat bakar. Kimi hayalperest bakar. Gözlerinden anlarsın. Bakışlar mühimdir. Nasıl baktığın, pek mühimdir. Anlarsın.
Belki gürültüden ruhun ağrır ama sessizlikten de boğulabilir insan.
Öyle bir müzik olsun ki kulaklarıma çalan; şöyle bir şeye benzesin
Öyle bir bana ait olsun ki şu anım`, geriye kalan her şey, geride kalsın!
Ben... Hatice... Yağışıyla hakikati suratlara çarpan bir gecenin yarısında doğdum. ve adımı Hatice koydular. Adıma anlamını katan bir yağmur. Doğduğumdan beri, satır aralarında ismimi kullanan hiçbir şairden telif hakkı alınmadı. Doğduğumdan beri, sebebi olduğum hiçbir ilham kaynağından hakkım aranmadı. Ama ben, hiçbir kalp bırakmadım ıslanmadık.
ben.. İsmim Hatice. Şimdi hepinizle tanıştığıma memnun oldum.


Bayramlarda çocuklar elimi öpme girişiminde bulunana kadar, yaşlandığıma asla ikna olmayacağım.
Paramı yakmak istiyorum.
Kitaplarımı yakmak istiyorum.
Tablolarımı yakmak istiyorum.
Ben ateş olmayan yerden duman çıkarabiliyorum.
Bir şeyi yok edince, kafadan da silinse keşke.
Hayallerimi imha etsem, arsızlığıma söz geçiremem. Yetinemem.
Ve arsızlığıma söz geçirsem, kendi ellerimle boğarım kendimi.
Hiçbir şeyi düşünmemeye çalışınca, hiçbir şey düşünmemen gerektiğini düşünüyorsun.
Bu enteresan bir şey.

Dinle
İnsan ruhu orospudur. İki bacak arasında aramamak lazım insanlığı.
Öldükten sonra, hayata dair düşündüğüm her şey piç olacak.
Ve tüm dünyalılar, bu piç olacak şeyler için, hayatlarını piç etmeye devam edecek.
Hepimiz kardeş değil. Hepimiz piçiz. O zaman yaşasın halkların ihaneti!
Atalarımıza hastayım.
çünkü ne demişler: ben öldükten sonra s..yim derin denizleri !!!
ayrıca, bayramdan sonra gelen kınayı kıçına yak !!! Da demişler.
Atalarımızı seviyorum. Ağızlarına sağlık.

 Hastalandığında, önüne bir tas çorba koyacak kimse kalmayıncaya kadar, hiçbir insan evladı bana yalnızlıktan söz etmesin.
Kendi tutsaklığının acısını çekmemiş hiçbir insan evladı, bana özgürlüğün ıstırabından bahsetmesin.
Gözlerim kör değildir, dilim sağır değildir, ellerim de tutmaz değildir aşka karşı.
Çünkü dünyadaki en basit şeydir; aşkın yalan ıstırabı ve aşkın yalandan doruğa çıkarma sanatı.
Hikâyelerdeki mutsuz sonlara değil, filmlerdeki yitip gidenlere değil ve romanlardaki ölenlere değil; yanı başındaki insana karşı görmeyen, duymayan, bilmeyen olanlar karşısında titrerim.
Vicdansızlıktan titrerim.
Masumiyetinin ümüğüne kendi elleriyle çökenler karşısında titrerim.
Yalanlardan titrerim.
Çocukluğunu yaşayamayanlardan değil...
Ve çocukluğunu yaşayamadığı için tek çıkış yolu suç olmuş insan karşısında değil, bir çocuğa çocukluğunu yaşatmayanlar karşısında titrerim.
Lakin korkudan değil, insanlığını lanetlemiş olmalarından mütevellit titrerim.
İnsanlıktan nasibini almamışlar karşısında titrerim.
Ve ben, insanlıktan nasibimi almak isterim.
Kendi payıma düşeni almak isterim.
Bir insandan hayatı alanlar karşısında, insanlığımın rızkını geri almak isterim.
Ne kadar kaybetmiş olursam olayım,
Ne kadar hata yapmışsam yapayım,
Hep yeniden başlamak isterim.
Yeniden bakmak ve görmek,
Yeniden sevmek isterim.
Çünkü bir tek sevgi karşısında, bir tek sevgi karşısında benim önünde titrediklerimin, titreyeceğini hissederim.
şimdi..
Mutsuzluğu tanımamış hiçbir insan evladı, bana mutluluktan bahsetmesin.
Ve yalnızlıktan beslenen piç kuruları, bana yalnızlıktan söz etmesin.
Çünkü masallar, masallara inanan içindir.

Hayat, bana çok şey yaşatarak az şey anlatmak istiyor.
Ne var ki ben hiçbir şeye özet geçenlerden değilim.
net değilim. Bembeyaz değilim. Simsiyah değilim. Çünkü her ikisiyim. ve canımın istediği her şeyi yapmak, kelimelerin yetmeyeceği her şeyi yeterince iyi tanımlamak istiyorum.
Kelimeler kifayetsiz kalmamalı. Hiçbir şeye ve hiç kimseye...
Son cümlelerin vurucu olmak zorunda olmasından nefret ettim.

Öyle olmak zorunda değiller. :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder